Tag Archives: gladwell

Gladwell vs Merton!

1 Şub

Geçen hafta yayınlanan yazıda, Mehmet Demiray  Malcolm Gladwell’in Outliers isimli kitabı ve kitapta aktarılan Roseto (USA) örneğine atıfta bulundu. Gerçekten de Roseto kasabası, çoğu zaman gözden kaçan, ihmal edilen kültür faktörünün insan yaşantısını nasıl kökten dönüştürdüğünü dramatik bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Gladwell’in kitabında öğrenebileceğimiz daha pek çok bilgi var. Malcolm aynı kitabının takip eden bölümünde ilk bakışta göze çarpmayan fakat gerek bireysel gerek ise toplumsal yaşantımızı, karşımıza çıkan fırsatları belirleyen önemli bir toplumsal mekanizmayı açıklamaktadır.

Türk orta öğretiminde din kültürü ve ahlak bilgisi dersi almış her öğrenci Hristiyanlık başlığı altında bahsedilen şu klişeyi hatırlayacaktır: İncilin çok sayıdaki versiyonları Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri olmak üzere dörde indirildi. İznik’te gerçekleştirilen bir toplantı ile din adamları bu dört İncil’e “kanonik” statüsü vermiş, ve diğer versiyonların yayılmasını yasaklamıştır. Aziz Matta olarak Türkçeye çevrilen Hıristiyan azizine, İngilizce konuşan dünya Saint Matthew ismini vermektedir. Malcolm Gladwell de incilin bu versiyonundan bir alıntı yapmaktadır;

“For unto every one that hath shall be given, and he shall have abundance: but from him that hath not shall be taken away even that which he hath.” (Matthew 25:29)

Ağdalı İncil dili ile yazılmış bu söz dilimize: “Hali hazırda sahip olana daha da fazla bolluk verilecek, pek bir şeye sahip olmayanın elindekiler bile alınacaktır.” şeklinde çevrilebilir. Bu fikrin kulağa son derece adaletsiz gelişinin nedeni aslında 21. Yüzyıl bireyleri olarak sözü materyalist bir şekilde yorumlamamızıdır. Din bilginleri, bu sözde bahsedilenin mal mülk değil, fakat ruhani zenginlik olduğunu savunmaktadır. Bu yorumlamaya göre anlam; tanrıya kendisini tam olarak adamayanın kurtuluş umudu olamadığı, ancak şüphe etmeden kendini ruhani gelişime yönelten kişinin tanrı tarafından her seferinde ödüllendirileceği şeklinde anlaşılmaktadır. Ancak sözün bu ilahiyat yorumu ünlü Amerikalı sosyolog Robert K. Merton’ın bundan ilham alarak çarpıcı bir sosyal eşitsizlik teorisi geliştirmesine engel olmaz.

40 yıldan fazla süre önce Merton ve Columbia Üniversitesi’ndeki meslektaşları toplumda politik, eğitimsel, bilimsel ve sosyal alanlarda gözlemlenen ciddi eşitsizliklerin nedenlerini araştırırken Matthew İncilinde geçen yukarıdaki sözün araştırma konularını açıklamada son derece kilit bir vazife gördüğünü fark etmişledir. Hâlihazırda bir birikim sahibi olan birey kısa vadede birikimini hızla arttırabilirken, birikimi olmayan bireyler için aynı noktaya gelmek yıllar süren ve çok daha zorlu bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu noktada birikimli ve birikimi olmayan birey arasındaki performans farkının sadece başlangıç noktalarını görece konumundan kaynaklanmadığını belirtmek zorundayız.

Aynı üniversiteden yeni mezun olmuş iki genç düşünün. Birinin ebeveynleri maaşlı, orta halli beyaz yakalı çalışanlar, diğerininki ise piyasada itibarı olan başarılı bir holdingin üst düzey beyaz yakalı çalışanları. Bu iki genç kendi şirketlerini kurarlarsa hangi şirketin pazar lideri olma şansı daha yüksektir? Hepimizin aklına istisnai örnekler gelir ancak ikinci gencin başarılı olma şansı ya da en azından daha uzun süreli ve düzenli olarak gelişen bir şirket kurma olasılığı daha yüksektir.

Bu noktadan hareketle, Malcolm Gladwell, örnek olarak Kanada hokey ligi ve sporcuların doğum tarihlerindeki enteresan tekrarları örnek olarak vermektedir. Kanada’nın gençler hokey ligi kayıtlarına bakıldığında Ocak ve Şubat aylarında doğmuş sporcuların yoğunluğu göze çarpmaktadır. “Bu bir tesadüf olabilir mi?” diye sorgulayan Gladwell, hokeye genç yaşta başlanıldığını ve bu durumun yılın ilk aylarında doğan genç sporculara avantaj sağladığını söylemektedir. Erken başlamanın avantajı ile öne geçen gençler, zaman içinde rakipleri ile arasındaki farkı arttırarak ulusal lig takımlarına daha yüksek oranlarda seçilmektedir. Peki ama neden? Sorunun yanıtı epey basittir aslında. Ocak ayında doğmuş bir çocuk ile, örneğin Aralık ayında doğmuş bir diğeri arasında neredeyse bir yıl yaş farkı vardır. Yüksek seviyede fiziksel dayanıklılık ve güç gerektiren bir sporda, özellikle gelişme çağında birkaç ay bile büyük fark yaratır. Çocuk sporcu başlangıçta sahip olduğu fiziksel avantaj ile öne çıkar ve bu avantajını yoğun antrenmanlarla geliştirirken, başlangıç noktasında fiziksel olarak daha zayıf olan rakibi ister istemez geride kalır, daha az olanağa, daha az pratik yapma imkânına sahip olur. Zaman geçtikçe aradaki fark daha da açılır ve sonuçta yılın ilk aylarında doğan çocukların gençler takımına seçilme ve profesyonel lige girme şansları dramatik ölçüde artar.

Sosyolog Merton ise Amerikan bilim topluluğunda geçerli olan ödül sistemini Matthew Etkilerini merkeze alarak incelemekte ve ciddi eleştiriler getirmektedir. Merton’un analizine göre genç yaşta ödül alan bilim insanlarının daha geniş kitlelere ulaşabildikleri, yükselmelerine yardımcı olabilecek çevrelere girebildikleri için kariyer başarıları kümülatif olarak ilerlerken, kariyerlerinin erken dönemlerinde ödül almamış bilim insanlarında bu durumun adaletsizlik hissi yaratarak bilimsel gelişmeyi negatif etkilediğini belirtmektedir. Kısacası ödül sistemi bazı bilim adamları için iyi bir motivasyon kaynağı olabilirken, uygulama sonucunda asıl amacından, yani bilimsel gelişimi desteklemekten saparak, tam tersi bir sonuca, yani erken dönemde ödül sisteminin dışında kalmış bireylerin bilimsel üretimden uzaklaşmasına yol açabilmektedir.

Peki Türkiye’de Matthew etkileri ne kadar kuvvetli?

Daha önce yaptığımız bir araştırmanın sonuçları bu etkilerin Türkiye’de de çarpıcı yansımalarının bulunduğunu gösteriyor. Tıpkı Gladwell’in verdiği örnekler gibi, Türkiye örneği de ancak sistematik olarak bakıldığında fark edilmekte. Türkiye’de tıp doktorlarının demografik özellikleri ile finansal durumlarını karşılıklı olarak incelediğimizde Matthew etkilerinin bize yine sürpriz yapmakta olduğunu fark ediyoruz. Öyle ki büyük şehirlerde doğmuş hekimler, kırsal kesimde doğmuş meslektaşlarının yaklaşık iki katı bir gelir elde etmektedir. Dahası şehirde doğmaya ek olarak bir de İngilizce eğitim veren bir tıp fakültesinden mezun iseler gelir farkları bir kat daha artmakta. Matthew etkileri burada bitmiyor; doktorumuzun banka hesabını ebeveynlerinin mesleği de etkiliyor. Şayet söz konusu tıp doktorunun ebeveynlerinden en az biri tıp doktoru ise oran yine artıyor. Daha somut şekilde belirtmek gerekirse, eğer hekim bir babanın çocuğu olarak İstanbul’da doğup üniversite sınavlarında İngilizce tıp bölümünü kazanırsanız kırsal kesimde dünyaya gelmiş, annesi veya babası hekim olmayan, Türkçe eğitim yapan bir tıp fakültesinden mezun olmuş meslektaşınızdan tam dört kat fazla para kazanmayı da garantilemiş oluyorsunuz. Aileler çocuklarına sadece ev veya araba değil, gayet tabi muayenehane de bırakabiliyorlar. Eğer ailenizde doktor varsa erken yaşta kendi işinizin başına geçmiş olabiliyorsunuz. Ayrıca mesleğinizi dünya dili İngilizceyi kullanarak da icra edebilirseniz bu demek oluyor ki uluslar arası tıp yayınlarında makale yayınlamanız ve konferanslarda çevre yapmanız çok daha olası hale geliyor. Bütün bu faktörler ise finansal getiri olarak size geri dönüyor. Görüldüğü üzere Matthew’nun etkileri doğduğumuz günden itibaren hayatımızı yönlendirmeye başlıyor!

Can Koparan

%d blogcu bunu beğendi: