Tag Archives: bulgu

Konut üreticisinin sektördeki kritik pozisyonu

29 Oca

Yapı Endüstri Merkezi tarafından gerçekleştirilen Konut Konferansı 2011 için hazırlanmış olan gazetede yayınlanan röportajı aşağıda bulabilirsiniz.

Ana başlıklar:

  • Konut sektöründe hangi aşamalarda ne tür hizmetler veriyorsunuz ve bunu yaparken piyasadaki araştırma firmalarından farklı bir yöntem izliyor musunuz? 
  • Siz bugüne dek yaptığınız araştırmalarda –özetle- konut sektörüne ilişkin ne gibi saptamalarda  bulundunuz, hangi alanları araştırdınız?  Devlet eliyle yaptığınız araştırma oldu mu? Ya da soylulaştırma ve konut ilişkisine ışık tutacak veri ya da bilgiler elinizde mevcut mu?
  • Sayısal veriler ya da kantitatif araştırma sonuçları ne kadar gerçeklerle örtüşüyor;  sosyal yaşam kalitesi, memnuniyet gibi subjektif,  göreceli ve net tarif edilemeyen ancak karar verme mekanizmalarını etkileyen girdiler nasıl değerlendirilebiliyor, veriye dönüyor ve proje geliştirmede kullanılıyor
  • Konut sektöründe satış ve arz dengesi sürdürülebilir bir biçimde midir? Eğer bir dengesizlik varsa konut sektörünün gelişiminin kentsel ve sosyal anlamda da olumlu etki yaratacak yönde sürdürülebilir olması için hangi noktalarda ve aktörlerde (hukuki alt yapı, yasalar, kentsel planlama ve uygulama, geliştirici eğitimi ve vizyonu vb.) ne tür revizyonlar ve vizyon değişikliği gerekli?
  • Virtua’nın araştırmasında (kaynak İnfomag/Konut Üreticilerinin 5N1K’sı) ortaya konduğu gibi nitelikli gelişim için “konut üreticisi”nin üzerinde durulması gerekiyor, çünkü hem gerçek konut talebine yanıt vermesi hem de devletten göreceği destekle sorumluluk taşıması bakımından nicelik yanında nitelikli sektörel, finansal, kentsel ve sosyal gelişimin temel unsuru gibi duruyor. “Konut üreticisi” kimdir, ne yapıyor, kapasitesi nedir ve daha fazla neler yapabilir?

Virtua_Konut gazetesi röportaj_2011

Focus grup artıları ve farklılıkları

26 May

Fokus grup tartışmaları, bir araştırma aracı olarak Amerikan sosyolojisinin en önemli aktörlerinden biri olan Robert Merton tarafından geliştirildiğinden beri akademik alanda kullanılmaktadır. Fakat pazar araştırma yöntemi olarak bu yaygınlıkla kullanılmaya başlaması 1980’lere denk gelmektedir. Özellikle, 1990 sonrasında ise en sık kullanılan kalitatif araştırma yötemi olarak ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 1997 yılı ESOMAR (The European Society for Opinion and Marketing Research) rakamlarına göre yapılan her üç kalitatif projenin ikisi fokus grup yöntemidir. Bu noktada fokus gruplarının kalitatif araştırma metodları arasında böylesine etkin hale gelmesindeki nedenleri sorgulamakta fayda var.

William Zikmund’a göre fokus grup tercih edilme nedenleri 10 madde ile açıklanabilir (Zikmund 1997).

 1.     Sinerji; Tek tek bireylerin sorgulandığı tekniklere göre daha fazla bilginin tek bir oturumda ele edilebiliyor olması;

2.     Kartopu; Ortaya atılan fikir veya fikirlerin, farklı katılımcılar arasında paylaşılarak geliştirilebilmesi. Tek bir kartopunun yuvarlanarak koca bir çığ yaratmasına benzetilebilecek bir süreçtir;

3.     Yaratıcı olumsallık; grup dinamiğine bağlı ortaya çıkan atmosfer, yaratıcılığı destekleyerek, sıradışı fikirler üretilmesine ve daha önce düşünülmemiş bir takım yaklaşımların geliştirilmesine yol açar;

4.     Yaratıcı uyarıcı; Katılımcıların doğru yönetilen bir grup dinamiği ile teşvik edilerek izlenimlerini, deneyimlerini daha çok ortaya çıkarmaları sağlanır;

5.     Güvenilirlik; Çevrede kendilerine benzer katılıcıların varlığı katılımcılarda rahatlamaya yol açarak, daha az kontrollü daha safhiyane cevaplar verilmesine yol açar. Ayrıca birebir yapılan mülakatlara göre tansiyon daha düşük olduğundan sorgulanma hissi ve oto kontrol azalır;

6.     Anlık verimlilk;  İnsanların sorgulanan konu hakkında bir fikir ve tutumları varsa, anlık sorularla ve adım adım derinleşerek, bu tavır ve tutumlar çok daha kolay ortaya çıkarılabilmektedir;

7.     Uzmanlaşma; eğitimli bir moderatör, birden fazla katılımcıyı aynı anda sorgulama imkanı bulur;

8.     Yapı; yeterince iyi tanımlanmamış bir konunun, birebir mülakata göre daha kolay ve daha hızlı bir şekilde katılımcılara aktarılması mümkün olur.

9.     Hız; birebir görüşmelere göre çok daha hızlı bir süreç içerisinde gerçekleştirilebilir;

10.  Sorgulama; tartışma, doğrudan araştırma müşterisi ya da diğer partiler tarafından grup dinamiği bozulmadan izlenebilir.

Buraya kadar sıralanan artılar, fokus grubun, yeni ürün fikirlerinin anlaşılmasında ve tüketim kalıplarının çok daha iyi bilinmediği, yani genel bir anlayış sağlanması gereken alanlarda kullanılmasının doğru bir metodolojik yaklaşım olduğunu ve her şeyden önemlisi bu tip araştırmalardaki fiyat/kalite açısından en verimli yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlara ek olarak, Gibbs (1997) bir de şu avantajı eklemektedir; fokus grup, tüketiciler arasındaki farklı davranış kalıplarının çeşitliliğini bir arada bulma imkanına sahip olduğunuz bir çalışmadır. Son olarak, fokus grubun en büyük avantajı da, grup etkileşimini görmek için önemli bir rol oynamasıdır.

Fakat, fokus grupların kullanımındaki yaygınlık, fokus grup tartışmasının adeta, kalitatif araştırma ile eş anlamlı kullanıldığını ve kalitatif araştırma yapılacak ise, araştırma müşterisinin kesinlikle ve sorgulanmaksızın fokus gruba yönlendirildiğini düşündürtmektedir. Şüphesiz ki, bunun ana nedeni, fokus grup tartışamalarının sunduğu dışsal avantajlardır. Yani, doğrudan bilgi üretim sürecini olumlu yönde etkilemeyen ama araştırma sürecini kolaylaştıran ve maliyetini düşüren dışsal faktörlerdir.

 Bunlar; daha hızlı, daha ucuz, müşteri tarafından gözlenebilen, daha kolayca ve denetlenebilir bir süreçle raporlanabilmesi gibi sebeplerdir. Bu dışsal avantajlar, kimi zaman içgörü kaybına ve toplanan verinin verimliliğinin düşmesi pahasına araştırma müşterilerini ve araştırma uzmanlarını fokus grup kullanmaya itmektedir.

Peki, yaşanan bu içgörü kaybını ve toplanan verinin verimliliğinin düşmemesi adına Virtua Araştırma’da ne yapılmakta? Virtua Araştırma’nın uyguladığı fokus grupların klasik fokus gruplardan farkı, gruplara birer katılımcı gibi, Virtua’nın deneyimli lisanslı antropologlarının katılmasıdır. Hedef kitle profiline uygun şekilde seçilen antropologların grup içindeki görevleri ve katılımları önceden tanımlanır. Katılımcı antropologlardan öncelikli beklenti, diğer katılımcılar ile aralarında bir “rapport” geliştirmeleri; çalışmanın başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli sıcak ilişkinin sağlanmasını sağlar. Klasik fokus gruplardan daha fazla aranın olduğu ve aralarda katılımcıların kendi aralarında sosyalleşerek yakınlaşmalarının sağlandığı ortamlarda, antropologların, grupların içinde ifade edilemeyen nedenleri ve faktörleri, yarattıkları yakınlık sayesinde sorgulayabilmelerini mümkün kılmaktadır.

 Bu kapsamda,  İzmir kültürü araştırmasında da bu yöntem uygulanmıştır. Oluşturulan güvenilirlik ve özellikle samimiyet sayesinde, klasik fokus gruplarda çıkamayacak ya da derinlemesine mülakatlarda ulaşılamayacak nitelikte bulgulara ulaşılmıştır. Ortamdaki enformal yapı, klasik fokus grupta kırılamayan dışarıya karşı kendini daha ‘..’ , daha ‘..’ gösterme durumunun kenara atmaya yardımcı olmuştur. Bu sayede ulaşılan verinin de kalitesi artmıştır. Bunu örneklemek gerekirse, antropologlarımızdan birinin katılımcılarla mola sırasında aralarında geçen diyologu vermek anlamlı olacaktır. İçeride geçen uzun tartışmalardan sonra, bir katılımcı mola sırasında kendini şöyle ifade etmiştir;  ‘Aaa benim Karşıyaka hakkında anlatılan rock bar kültürü hakkında hiçbir fikrim yoktu, onları da sokakta içip takılan tipler zannediyordum.’ Aralarında geçen bu diyalog, İzmir kimliğinin ne kadar parçalı/bölünmüş olduğuna dair fikir sahibi olabilmemizde yararlı olmuştur.

Yine sohbet sırasında yıllar önce varolan Tansaş Cafe’nin varlığı ortaya çıkmış ve her bir katılımcının hatırladıklarıyla söz konusu Cafe’nin iç yerleşimi gözümüzde canlandırabileceğimiz ölçüde tanımlanmıştır. Oluşturulan sinerji ve özellikle yaratıcı olumsallık diğer yöntemlerle ulaşılamayacak verilere ulaşılmasını sağlamıştır.

Sonuç olarak, klasik fokus gruptan farklı kurgulanan fokus grup yönteminin, özellikle görevi önceden belirlenmiş antropologların katkılarıyla, bunun yanında yaratılan samimiyet, planlanmış ve denetim altında olma hissiyatının kaybolduğu ortamlarda müşteriyi daha yaratıcı ve kaliteli bulgulara ulaştırdığını düşünüyoruz.

BB

Araştırmada Yenilikler 2010 ve notlar

1 Mar

25 Şubat 2010 Perşembe günü İPSOS’un düzenlediği Araştırmada Yenilikler konferansına katıldım. Herşeyden önce oldukça iyi organize edilmiş ve planlanmış bir konferans olduğu için İpsos’u tebrik etmek gerek. Konu başlıkları ve içerikleri iyi planlanmış olmasının ötesinde Vural Çakır’ın konuşmalar arasında yaptığı kısa girişler de en az konuşmaların kendisi kadar doyurucu ve yerindeydi. 

Konferans boyunca bir çok notkaya dikkat çekildi ancak benim açımdan özellikle dikkate değer 3 konu başlığı vardı;

1. Araştırmanın çoğu zaman büyük resimi göremiyor olması ve data veya bulgu sağlamakla sınırlı kalması

  • Pazarlama araştırmayı özellikle markanın farklılaşma ihtiyacı sonucu kullanıyor ve çoğunlukla araştırmanın sonucunda marka için anlamlı ve stratejik önem taşıyan bir bulguya, içgörüye ulaşmayı amaçlıyor. Çoğu zaman ise yapılan araştırmalar zaten bilinen öngörleri doğrulamak için gerçekleştiriliyor. Bu noktada pazarlama yöneticilerinin sıklıkla karşılaştıkları iç müşterilerini göz ardı etmemek gerek ancak bu ihtiyaç gerçek içgörü üretimi önünde de bir engel teşkil ediyor.
  • Konferansta da bahsedildiği gibi, araştırma şirketlerinin sadece bulgu veya data üretmekle kalmayıp, bu bulguları markanın pazarı ve marka özelinde yorumlayabilmesi ve stratejik öneriler geliştirebilmesi araştırma şirketlerini belki de bugün geldiği satın alma departmanları aracılığı ile iş alan konumdan kurtaracaktır. Bu nedenle günümüzde danışmanlık vasfını da kendine ekleyebilmiş ve bunu gerçekten uygulayabilen şirketler kendilerini ayrıştırabiliyorlar. Ve ancak sonuçlara ve fikir geliştirmeye odaklanıyorsanızi gerçekten içgörü üretebiliyorsunuz.

2. Araştırmanın ana hedefinin, pazarlama için esin kaynağı olacak bir hikaye yaratmak olması gerektiği

  • Marka deneyimi ve marka hikayeleri markanın kontrolünde oluşmalı. Markanın kontrolünde gelişmediği durumlarda ya pazar şartları ya da rakipler o marka için bambaşka bir hikayenin yaratılmasını sağlayacaktır. Öncelikle bunun ne ölçüde gerçekleştiğini tespit etmek araştırma projesinin amacı olmalı ancak  çıkan bulgulara göre marka özelinde hikayeler yaratabilmek de bunun ile birlikte gelen bir sonuç olmalı.
  • Madde madde sıralanan veya sayfalarca chartlarla sunulan raporların markaya özel bir hikaye ile sonlandırılması markanın her türlü stratejik kararı için; pazarlama, satış, iletişim veya planlama, temel bir altyapı oluşturacaktır. Hatta bu yaklaşım sayfalar süren araştırma raporlarının daha kolay takip edilebilir ve anlaşılabilir, görece kısa ncak anlamlı sunumlar  olmasını bile sağlayacaktır.
  • Yaptığımız çalışmalarda ortaya çıkan hikayelerin marka sahiplerini bile şaşırttığını ancak marka özelinde fark yaratabildiğini gördük. Peşinde olduğumuz şey, günün sonunda o hikayeyi yaratabilmek.

3. Yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi ihtiyacı

  • Diğer diye gruplanan araştırma yöntemleri Dünyada %7, Türkiye’de ise %1 paya sahip. Bu diğer grubun içine dahil olmayan araştırma yöntemleri; yüzyüze ve telefonla anket, online, posta, dijital/elektronik. Yani yenilikçi yöntemler üretebilmek veya ülkemizde uygulayabilmek konusunda dünyanın çok gerisindeyiz.
  • Bizim de özellikle odaklandığımız etnografik araştırma yöntemleri de henüz yaygınlaşmamış bir yöntem. Oysa fark yaratabilmek için gelen sorulara da farklı yöntemlerle yaklaşabilmek gerekiyor. Biz de çoğu zaman bir çok farklı yöntemi birlikte kullandığımız durumlarda derinlikli ve anlamlı sonuçlara ulaşabildik. Mevcut düzen içinde sürekli tekrarlanan yöntemlerin kolaylığına kapılmak yerine, her soruya özel araştırma yapılandırmak, zaten kendi içinde bir yeniliklik getirmeyi de hedefliyor.

Konferans boyunca çok değinilen konulardan biri de müşteri-ajans ilişkisi idi. Bu ilişkinin birbirini daha yakında tanıyan ve süreklilik arz ederek birbirini besleyen bir ortaklık (partnership olarak geçiyordu) çerçevesinde olması gerektiği konuşuluyordu. Evet, marka sahipleri ile ne kadar yakın ve açık bir iletişim kurarsa araştırma şirketi, o kadar çok öngörüyü konuşmuş, anlamış ve buna göre araştırmalar yapılandırmış oluyorlar.

Kısa bir süre önce, henüz raporunu yayınlayamadığımız, benzer bir ilişki üzerinde bir araştırma gerçekleştirdik; reklamveren-reklam ajansı ilişkisi. Benzer dinamikler gösteren ve benzer problemler yaşayan bu ilişkide de, marka-araştırma şirketi ilişkisinde olduğu gibi, yakınlık ve açıklık önemli bir noktaydı. Ancak orada ortaya çıkan en önemli bulgu, bu ilişkinin temelini kuracak olan müşteri yapısı ve ajans yapısının birbirine uyumu idi. Bu iki partinin birbirinin süreçlerini ve ihtiyaçlarını doğru belirleyip, buna göre hizmet verebilmesi en kritik nokta. Bunun için de öncelikle ajansın, hizmet vereceği markanın hangi aşamada bir marka olduğunu iyi kavraması, buna göre stratejik ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edebilmesi ve bunlar doğrultusunda gerekirse sorulan araştırma sorusunu bile değiştirmeyi önerebilmesi şarttır. Bunun öngöremeyen ve sadece verilen briefler (her zaman kapmsamlı ve gerekli olmadıkları halde) üzerine gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda ise, karşılıklı memnuniyetsizlikler oluşmakta.

Ancak burada iş öncelikle, doğru tespitleri yapabilecek olan araştırma şirketlerine düşüyor.

İçgörüsü bol bir hafta dilerim.

İÇGÖRÜ NEDİR, NE DEĞİLDİR

16 Tem

içgörü1Günümüzde araştırma sektörünün ürettiği en büyük artı değer ve müşterilerin en büyük beklentisi, araştırma şirketlerinin, araştırma bulguları temelinde tüketici içgörüleri üretmesidir. Peki herkesin peşinde koştuğu ve bütün araştırma şirketlerinin hakkında konuştuğu içgörü nedir?

İçgörünün ne olduğunu anlamak için öncelikle, içgörünün ne olmadığını anlamamız gerekir. Bu yüzden öncelikle alışılagelmiş, klasik bir araştırma projesinden bahsedeceğim ve ardından da bu proje üzerinden sektörde sıklıkla içgörü diye tanımlanan fakat aslında içgörü olmayan bulgu ve analizleri örneklemeye çalışacağım. Şimdi bir araştırma şirketinde araştırma uzmanı olarak çalıştığımızı hayal edelim.

Önümüze müşteriden bir brief geldi, müşterimiz beyaz eşya pazarında faaliyet gösteren x firması olsun. Araştırmanın amacıda xbeyazeşyafirmasının Türkiye’deki rakiplerine; y ve z’ye göre  konumunu belirlemek olsun. Ayrıca x firması, satış ağının etkinliğini de görebilmek için çalışmanın kapsamını faaliyet gösterdiği tüm bölgeler; a, b, c olarak belirlemiş olsun.  Satış ağının yanı sıra x firmasının farklı hedef kitleler bazında pazarlama faaliyetlerinin etkinliğini görmek için katılımcıların, sosyo-ekonomik seviyelerini, ortalama hane büyüklüklerini ve evde konuşulan dil sorularını da sormuş olalım. Hemen buradan temel araştırma bulgularını hayal edebiliriz, x firması a bölgesinde, y firması ise özellikle b ve c bölgesinde kuvvetli vs gibi. Daha detayda ise, x firması, a bölgesinde, A,B gruplarında, y firması ise b bölgesinde k dilini konuşanlar arasında başarılı gibi bulgulara ulaşılacaktır.

dataBu örnek üzerinden gidersek, x firmasının a bölgesinde yüksek satış rakamlarına ulaşıyor olması, güzel bir bulgudur, hatta araştırma uzmanımız için şaşırtıcı da bir bulgudur ama kesinlikle bir içgörü değildir. Araştırma yoluyla ulaşılan bu bilgi, stratejik değere sahip olabilir, ya da daha önce hiçbir yerde görülmemiş de olabilir, ama içgörü değil bir bulgudur.

İkinci, olarak çapraz bulgular içgörü değildir. Yani bir bulgunun farklı kırılımlarda verilmesi başka bulgularla çaprazlanması içgörücrossüretmez. Az önce verdiğimiz örnek üzerinden gidersek, x beyaz eşya üreticisinin satışının yoğunluklu olarak a bölgesinde ve k dil grubu özelinde gerçekleştiği bulgusu, bir çapraz bulgudur, ince bir gözlemdir, hatta belkide kamuoyuna açıklanmayacak kadar stratejik bir saptamadır ama bir içgörü değildir.

Üçüncül olarak istatistiki analizler birer içgörü değildir. Çoğu zaman bulgularımızı veya hipotezlerimizi doğrulamak için veya bir sürü tabloyu incelemek yerine özetleyici analizlere başvururuz, bu analizler araştırma dünyasının olmazsa olmazıdır. Fakat analizler birer içgörü değildir. Yine aynı örnek üzerinden gidersek, k dilini konuşanlar ve a bölgesinde oturanlar istatistiki açıdan anlamlı oranda x markasını satın alıyor olabilirler, bu güzel bir analizdir ve daha önce yapılan pek analizçok gözlemi doğrular niteliktedir ancak bir içgörü değildir.

Dördüncü olarak araştırma bulguları üzerinden yapılan mantıksal çıkarımlar içgörü değildir. Yine aynı örnek üzerinden gidersek, elimizde x markası ve onun a bölgesinde ve k dil grubu arasında daha çok satıldığı bulgusu var. Ayrıca bizim genel kültürümüz ve ülkedeki nüfus sayımı sonuçları a bölgesinin yoğunluklu olarak k dilini konuşan KL etnik grubunun yaşadığını söylüyor. Bu durumda x markası a bölgesindeki başarısının asıl nedeninin KL etnik grubunun x markasına duyduğu yakınlık olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşılabilir. Bu zekice yapılmış bir çıkarımdır, fakat yine bir içgörüye ulaştığımız iddia edilemez.

Son olarak öngörüler birer içgörü değildir; hatta çoğu zaman öngörülerin zamanında araştırma şirketi ile paylaşılmaması, araştırma öngörübulgularının ve sonuçlarının kalitesini azaltır. Yine aynı örnek üzerinden gidersek, x markasının a bölgesinde daha çok satıldığı bir öngörüdür, çünkü x markasının satış ağından gelen verilerle herhangi bir çalışma yapılmadan da gözlenebilir, ayrıca x markasının servis ağında çalışan ya da satışta doğrudan müşteri temasında olan çalışanları size rahatlıkla KL etnik grubunun x markasını y, z markalarına nazaran daha çok tercih ettiğini söyleyecektir.

Bu noktada araştırmacı kadar araştırma müşterisine de iş düşmektedir. Araştırma müşterisi araştırma şirketini çalıştığı sektörün ve kendi firmasının gerçekleri hakkında ne kadar çabuk ve detaylı olarak bilgilendirirse, araştırma firması da o kadar isabetli bir proje geliştirir ve o oranda doğru ve anlamlı bulgulara ulaşır. Zaten gerçek içgörünün oluşturulabilmesi için müşteri ve araştırma firmasının açık bir işbirliği içinde olması ve sektöre ve markaya özel öngörülerin, araştırma firması ile çalışmanın ilk fazında paylaşılması gerekmektedir. Şimdi örneğimize dönersek, x firması araştırma firmasına kendisinin KL etnik grubu tarafından yoğunlukla tercih edildiği öngörüsünü verseydi, araştırma firması da bunun nedenlerini anlamak üzere ek sorular soracak ve belki de bulgu, çapraz bulgu, analiz, mantıksal çıkarım ve öngörülerin ötesine geçerek, neden böyle bir tüketici davranışı olduğunu açıklayan içgörüye ulaşabilecekti. Özetlemek gerekirse, içgörü, bulguların ve genel gözlemlerin ve sağduyusal çıkarımların ötesinde tüketici davranışının altındaki nedenlerin açıklanmasıdır. Araştırma verilerinden içgörü üretebilmek için, yüzeyde duran verilerin ötesine geçip onlar arasındaki ilişkileri, bağlantıları ortaya çıkarmamızmüşterekgerekir. Bir çok projede keşfedilen bu bağlantılar, analizlerle, çapraz tablolarla, doğrulanabilir, ya da desteklenebilir ama en değerli içgörüler biraz da araştırma uzmanının önsezi ve tecrübeleri ile ulaştığı çıkarım/tahminlerdir. Başka bir deyişle içgörü, elimizdeki bulgulara farklı bir açıdan bakmanın yolu onları yenilikçi bir şekilde anlamdırmanın yoludur.

Bu çerçevede ilk örneğimize dönersek, artık KL etnik grubunun x markamızı tercih ettiğimizi biliyoruz. Peki neden? Doğrudan “neden x markasını tercih ettiniz?” sorusu yöneltildiğinde, katılımcılar, yoğunluklu olarak, ucuz olduğu için, alışkanlıktan, boyutu yüzünden vb cevaplar vermektedir. Bu cevapların yeterli derinlik sağlayamadığı çok açık.

Peki bir araştırma uzmanı olarak buradan nasıl bir içgörü yaratabiliriz? KL etnik grubunun ekonomik ve altyapı hizmetleri açısından görece daha az gelişmiş bir bölgede yaşadığını biliyoruz, bunun elektrik kesintilerine ve beyaz eşyalarda sık bozulmaya yol açtığını biliyoruz, ayrıca KL grubunun daha çok çocuk sahibi olduğunun ve bu nedenle de daha büyük ve yoğun kullanıma dayanıklı beyaz eşyalar içgörütalep ettiğini de çıkarabiliyoruz. X markasının reklam etkinliğini sorguladığımız sorular bize x markasının bu ihtiyaca yönelik üretim yapan ve reklamlarında dayanıklılık ve geniş hacmi öne çıkardığını veriyor. Bu bulguları yenilikçi bir şekilde gözden geçirdiğimiz de, KL etnik grubunun, dayanıklı olduğu ve bölgedeki servis imkanları ile arızaları ucuz ve hızlı bir şekilde çözebildiği için tercih ettiği içgörürüne ulaşabiliriz. Ulaştığımız açıklama doğrudan “neden” sorusuna cevap vermekte ve x firmasının pazarlama ve satış faaliyetlerini bu yönde geliştirmesi için gerekli yönelime sahip ve en önemlisi doğrudan hiçbir anket sorusunun sağlayamayacağı derinlikte bir açıklama gücüne sahip.

%d blogcu bunu beğendi: